14 Ocak 2014 Salı

Eğitim Sistemi

Çocukluğumu hatırlıyorum; ilkolkula başlarken çok heyecanlıydım, anneme binlerce söz vermiştim çok çalışkan olacağım, ödevlerimi düzenli yapacağım, hiç yaramazlık yapmayacağım...vs vs. Yazık annem de pek bir mutlu olmuştu, tabii çok emindi kızının da kendi gibi akıllı uslu, takdirlik bir öğrenci olacağından. Ama hesaba katmadığı şey şuydu; o yaşta bir çocuk ödev nedir, ders nedir ne bilsin, nereden anlasın verdiği sözlerin büyüklüğünü. Doğal olarak atar tabii böyle bol keseden sözleri.


Daha birinci günden kabus gibi çökmüştü sınıftaki o kasvetli hava üzerime. Bir kere o önlük neydi öyle? Siyah siyah içim daralıyordu. Sonra neden ben bu sırada zil sesini duyana kadar oturmak zorundaydım ki, neden okulun o koskoca bahçesinde (çocuk gözü işte, her şeyi büyük görüyor oysa sonra bir bina dikiverdiler o hap kadar yere oldu bitti) koşup oynamak yerine buraya zincirlenmiştim? Dürüst olayım ilk gün ben o ağlayan çocuklar grubunda değildim, hatta annemin bırakıp gitmiş olması da beni pek etkilememişti ama o sırada oturma zorunluluğu yok mu....... Bir zaman geçince bu zorunluluklara boyun eğdim mecburen ama bugün bile hatırladıkça hem kendime hem de tüm çocuklara acırım.

Neyse, zaman geçti dediğim gibi, habire bir şeyler öğreniyoruz. Gerçi ilk başlar eğlenceliydi çünkü; çizgi çek, harf çiz, ali topu tut yaz.... Yani becerilerimi geliştirmek hoşuma gitmişti, çok eğleniyordum. Sonra okuma yazmayı söktüm (bunu babama sormak lazım neler çekti Allah bilir bana o yazıları okutana kadar), bu da hoşuma gitmişti sonuçta büyüdüğümü hissediyordum hem artık yazabiliyordum da. Ve bir gün sınav olacağımızı öğrendim; çıkardık kağıt kalemi öğretmen okuyor biz yazıyoruz. Amaç yanlışsız yazmak, Fransızcanın diktesi aynı. Yazdık yazdık, sonra kağıtlar toplandı, çıkardık defterleri başladık yine çizgi çek, harf yaz çalışmasına.

Ertesi gün öğretmen sonuçları dağıttı, işte hayatın ne olduğunu ben o gün anladım. Neymiş 95 almışım, o ne? İyi bir şey mi kötü bir şey mi? Haydi kötü bir şey olsun neden elalemin içinde beni rezil ediyorsun. Haydi iyi bir şey olsun o zaman neden iyi bir şey ki ve ödülüm nerede? (şeker olabilir, çikolata olabilir, oyuncak olabilir....) İyi bir şeymiş, 100 üzerinden 95 almışım meğer. Hatta daha da yüksek olabilirmiş ama koskoca metinde "tavşan" kelimesini "f" harfiyle yazmışım. Bak sen şu işe, ne güzel 100 alacakmışım da olmamış ama bir daha ki sefere kesin düzeltirmişim bu hatamı. Bugün hala tavşan yazarken iki kere düşünürüm, ve beni nasıl şoka sokmuş ki bu olayı 28 yıl sonra sanki dün yaşamışım gibi hatırlıyorum.

Gelelim işkence kısmına; ilkokulun 5 senesi boyunca tüm defter kitapları her gün sırtımda taşıdım, çünkü bir türlü hangi gün ne ders yapılacağına karar verilemedi. Bir ders programı hazırlanırdı ama ne hikmetse asla uygulanamazdı. O küçücük bebelerin (o zamanlar kendimi koskocaman sanırdım) sırtı, omuzları yamulurdu. Kitapların ağırlığında ezilir, çantanın büyüklüğünde kaybolurduk.

Beden derslerini uzun uzun anlatmak isterdim ama siz okurken daralırsınız o yüzden kısaca geçeceğim; her hafta beden dersinde sınıf takımlara ayrılırdı ve biz yarışırdık. Basketbol (1.10'luk boyumla potanın önüne kendimi siper ettiğim günleri hatırladıkça utancımdan yerin dibine giresim gelir.), voleybol (ne siz sorun ne ben anlatayım, daha topa nasıl vuracağımı öğretmemişler neyin maçı bu?), yakan top (bunda başarlıydım çünkü ufak tefek olduğumdan hedef küçük kalıyordu) derken bir de koşu yarışı türedi sonrasında. Ah o koşu yarışı.... Hızlıydım epey bir, hatta sınıftakiler beni takdir ederlerdi, yarışlarda ilk 3'e girebileceğimi düşünürlerdi. Yine bir yarış günü, arkadaşlarımdan daha hızlı olmanın verdiği sarhoşlukla bitiş çizgisinde duramadım ve sadece 1 metre ötesindeki duvara çakıldım. Sonuç 2 kol birden kırık.....

Bir de kısaca kolej - anadolu lisesi sınavlarına değinmek isterim. Sabahın köründe okula git, çıkınca eve özel öğretmen gelsin hatta biri gelsin biri gitsin. Haftasonu mu? Ne haddine uyumak, sokakta oyun oynamak? Kalk dershaneye gidiyorsun, deneme sınavları var başarılı olmalısın.
-Sınav yaklaşıyor hala 90 puanın üzerine çıkamadı bu çocuk öğretmen hanım ne olacak şimdi?
-Korkmayın lütfen daha 3 ay var biraz daha çalışsın, gerekirse yemek saatlerini kısaltın sonuçta tüm hayatı bu sınava bağlı. (sınavı geçemezsek ölüyoruz ya, o bakımdan)

Devam etmeyeceğim vallahi yazdıkça içim acıyor; ne biçim bir sistemde yetişmişiz ve çocuklarımız yetişiyor. Miniminnacık oyun çocukları nasıl oluyor da daracık sıralarda oturmaya mahkum ediliyor, nasıl oluyor da bir halterci edasıyla 10 kiloluk çantalar taşıyor. Beden eğitimi işin komik yüzü ama o at yarışı havasındaki sınavlarda zavallıcıklar kendilerini mi kanıtlıyorlar yoksa hırs küpüne dönmüş anne babaların baskısı altında mı eziliyorlar. Peki suçlu kim? Bu anne babaları  kim bu hale getirdi? Üstelik bu çile 5 yılın sonunda bitmiyor, ortaokul, lise, üniversite hababam devam ediyor.... (bu yazdığım olaylar Türkiye'nin en iyi ve paralı ilkokullarından birinde yaşanmıştır hatta kol kırma maceramdan sonra tüm okul öğrencileri sigortalanmıştır)

Sizler de benim gibi hissettiyseniz ve birazcık da olsun kalbiniz sıkıştıysa, yanınızda oturan çocuğunuza bakıp vah yavrum vah dediyseniz lütfen aşağıdaki linke tıklayın ve yazıyı okuyun. Görün bakın Finlandiyadaki eğitim sistemi ne durumda. Nasıl bir metodları var ki halkının bilgi, kültür ve beceri düzeyi çok yüksek. Ben oğlumu Amerika'da doğurdum ama sanırım eğitimi için Finlandiya'ya yerleşebilirim :)

Sevgiler
Yasemin (Bartu'nun annesi)

http://egitimpedia.com/egitim-2/dunyanin-en-sasirtici-egitim-sistemi-finlandiya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için teşekkür ederim

Yasemin