Biz üç kişilik, sayıca küçük ama kalben kocaman bir aileyiz, tıpkı diğer tüm sıcacık aileler gibi.
Üç kişilik nüfusa 13 ay önce ulaştık, öncesinde uzun bir karar verme süreci, daha sonra karar verdik ama neden olmuyor süreci, ardından madem bizim kararımıza rağmen ufaklığın gelmeye niyeti yok hadi doktora gidelim süreci yaşadık.
Çok şanslıyız ki harika bir doktor olan Prof. Erkut Attar ile tanıştık, çünkü daha ilk muayenede hadi tüp bebek deneyelim teklifimize gülümseyip sakince hayır diye cevap verdi. Tabi şu anda çok şanslı olduğumuzu düşünsem de o anda kendisine çok kızmıştım.
(Bu süreci daha sonraki yazılarımda daha detaylı anlatmayı, hatta sevgili doktorumla da kısa bir söyleşi yapıp burada yayınlamayı düşünüyorum.)
Sonuçta Nuh deyip peygamber demeyen doktorumuzu ikna edemedik ve yaklaşık 5 aylık bir sakinleşip bekleyelim görelim devresi yaşadık. 5 ayın sonunda ne mi oldu? Her şeyin benim işim nedeniyle yaşadığım ve artık geceleri uykularımdan sıçrayarak uyanmama neden olan o korkunç stresten kaynaklı olduğunu anladık. Çünkü işten ayrıldıktan sadece 15 gün sonra hamile kaldım :)
Hızlıca anlatmak gerekirse aslında çok kısa olan ama anne adaylarının sabırsızlığı nedeniyle bir türlü geçmek 9 ay bitiverdi. Burada hemen bir parantez açmalıyım ki doktorumun da iznini alarak 7. ayın sonunda doğum için Amerika'ya gittim. (Bu apayrı bir macera oldu benim için, sanıyorum uzun uzun başka bir gün yazacağım deneyimlerimi) Sonuçta beklenen doğum tarihinden tam 2 hafta önce sabırsız oğlum, sabırsız annesini daha fazla bekletmemeye karar verdi ve dünyaya gözlerini açtı. Babamız maalesef doğuma yetişemedi ve 2 gün gecikmeli olarak minik Bartu ile tanıştı.
Bartu 19 günlükken artık evimize, bizi sabırsızlıkla bekleyen ailemizin yanına dönme vakti geldi. (bizi sabırsızlıkla bekleyen dediğime bakmayın herkes Bartu'nun yolunu gözlüyordu :)) 11 saat uçtuktan sonra üzerine 3,5 saat 2. köprü trafiğini de yaşayarak evimize kavuştuk.
Ben en başından itibaren doğumdan 4 ya da 5 ay sonra artık iş bakarım diye planlar yaparken, oğlumla evde baş başa kaldıkça bu kadar acele etmenin pek de iyi bir fikir olmadığına karar verdim. Sonuç ise 13. aya girdik ve ben hala evdeyim :) Bu durumdan da çok memnunum çünkü Bartu'nun her dakikasını doya doya yaşıyorum ve O da büyürken annesiyle beraber olabilme şansını yakalıyor.
Babamıza gelince, O'nu da anlatmadan geçmek pek doğru olmaz. Birçok baba gibi sabah erkenden işe gidiyor, akşam bazen zamanında bazen geç saatte eve dönüyor. (çok kısa ve öz bir anlatım oldu) Ama burada asıl önemli olan eve döndüğü zamanlarda Bartu'nun ne kadar mutlu olduğu, ve küçücük boyuna rağmen babasına nasıl tezahüratlar yaptığı. Bu manzarayı anlatmak ve o anda hissettiğim mutluluğu tarif etmek sanıyorum ki baya bir zor.
Uzun lafın kısası, dedim ya 3 kişi de olsak, kocaman bir aileyiz çünkü birbirimize sahibiz ve bunun değerini biliyoruz.
Sevgiler,
Yasemin (Bartu'nun annesi)
Harika olmuş kutluyorum, devamını diliyorum.
YanıtlaSilHarika olmuş çok güzel, çok içten duygularınızı belirtmişsin.
YanıtlaSilharika.
YanıtlaSilNe guzel anlatmissin tezahurat bizimkindede var ucuyoruz havalara babamiz eve gelince
YanıtlaSilStres ne kadar önemli değil mi, annesi bunun önemini bildiğine göre küçük Bartu ne şanslı! Stressiz, anneli ve mutlu bir hayat yaşıyor belli ki :)
YanıtlaSil