Bir annenin yaşadıkları, duyguları, hissettikleri, önemsedikleri..... Kısaca tüm dünyası ile ilgili paylaşımları.
12 Aralık 2013 Perşembe
Kardeş Candır 2
Dün kaldığımız yerden devam etmeden önce kısaca yazdıklarımı hatırlayalım. Dedim ki kardeş candır, yani demek istedim ki kardeş insanın hayatındaki bir nefestir.Ve dedim ki ben de küçükken çok hem de çok kardeş istedim, sonunda da erkek olmasından ilk başta memnun olmasam da bir kardeş geliverdi. (şimdi çok memnunum) Geliverdi de kendisini bekleyen evdeki küçük canavardan habersizdi...
Aramızda koskoca 6 yıl var, üstelik ben kardeş isterken tüm ilginin ona kayacağını da bilmiyordum... Doğal olarak sonuç kıskançlık oldu. Daha eve geldiği ilk günlerde kolumu kırdım, ohhh pek güzel oldu tabi tüm ilgi kısa süreli de olsa bana geri döndü :)
Aslında çok isterdim tüm yaptığım haylazlıkları anlatmayı ama yaşım da pek bir küçüktü yani her şeyi tam hatırlayamıyorum. Aklıma ilk gelen, tüm bebekler gibi Mehmet de 2-2,5 yaşlarında bıcır bıcır konuşmaya başlamıştı. Ama ne konuşmak susmuyor, o zamanlar çocukların en sevdiği çizgi film olan Ninja Turtlestaki konuşmaları ezbere söylüyor. Düşünün 5 saat yol gidiyorsanız, bütün bu süre zarfında Michelangelo Donatello'ya ne demiş dinliyorsunuz. Bir de Nasrettin Hoca fıkraları var ki hala duymaya tahammülün yoktur. Peki bu durum nasıl kendi lehime çevrilebilirdi?
Annem her akşam bize mevsim meyvelerini soyar, bir koca tabakta yememiz için önümüze koyardı. Minik kuş Mehmet hemen çatalına yapışır önünde ne varsa yemek için büyük bir iştahla tabağa atlardı. Ama ablası boş durur mu? "Mehmet, Ninja Turtles'ın 2. bölümünde ne olmuşu" dedim mi bizimki başlardı bütün çizgi filmdeki konuşmaları papağan gibi tekrarlamaya. Tabi ben bu arada tabaktakileri afiyetle yer, bitirince de Mehmet'i orada bırakıp odama giderdim.
Herhalde yine 2-3 yaşlarında evimizin minik oğluna 3 tekerlekli bisiklet alını ve Mehmet de hemen her gün bu bisikletle oynama şansını yakaladı ama sandığınız gibi binme lüksü yoktu. Ablası bisiklete biner, kardeşine de hızlı itmesini söylerdi. Hatta hiç bir zaman hız yeterli gelmez daha hızlı olması için de hafiften azarlardı.
Bir de benim küçük kardeşim çok tutumlu bir yapıya sahipti, bayramlarda topladığı tüm harçlıkları biriktirirdi. Veya bakkaldan bir şey alıp da para üstü arttıysa, 1 kuruş bile olsa annemden isterdi. Sonra sahneye ablası çıkı verirdi. En sevdiğim şey Mehmet'e bir şeyler satmaktı. Mesela, küpe, toka (ilerde kız arkadaşın olunca hediye edersin derdim), müzik kasetleri..... daha neler neler. Sonra gece olup da Mehmet uyuyunca odasına girer tüm sattıklarımı geri alır ertesi gün bir daha satmak için yanına giderdim. Bu kısır döngü yıllarca devam etti. Üstelik ben bu kazandığım paralarla zengin olmadım, sadece sokağa oynamaya çıkınca cola içiyordum. (annem cola için para vermeyi kabul etmiyordu)
Ama en acımasız işkenceler biraz daha büyüyüp okuma yazma öğrendiği zaman başladı. Her küçük kardeşin mahkum olduğu ortak kader Mehmet için de gün yüzüne çıkıyordu.... Bu hikayeyi yarın anlatacağm ama size bir ipucu vermemde sakınca yok; "seni çöp kamyonunun arkasında bulduk" desem mesela....
Yarın görüşmek üzere,
Yasemin (Bartu'nun annesi)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız için teşekkür ederim
Yasemin