Ben tüm çocukluğum boyunca hayvanlardan korkarak büyüdüm, birazdan anlatacaklarıma artık üzülür müsünüz yoksa güler misiniz bilemiyorum ama aslında bence durum gerçekten pek bir vahimmiş.
Bir çocuğun rol modeli annesi babasıdır, onlar ne derse ne yaparsa aynısını ayna gibi çocukta görürsünüz. Benim annem hayvanlardan korkardı, gerçi hiç kedi köpek görünce çığlık attığını görmedim ama yaklaşmaktan da pek hoşlanmazdı. Babama gelince, ne enteresandır ki kedi köpek hepsine bayılır ama asla elini sürmezdi. Ve daha da garibi, ben sokağa çıkarsam mutlaka camdan bakar, "Yasemin sağda kedi var aman dikkat et, sokağın başında köpek var gitme oraya" gibi koruma amaçlı müdahalelerde bulunurdu.
Peki ne oldu benim zavallı çocukluğuma? Ödlek bir tip oluverdim, durum gerçekten içler acısıydı çünkü sokakta oynamayı, tüm gün paten kaymayı seven bir çocuk olarak (ciddi yaramazdım hele ki kol kırma hikayelerim pek çoktur) adım başı bir sokak hayvanıyla karşılaşıp habire ya kaldırım ya da sokak değiştirmek zorunda kalıyordum. Bu durumda ben hiç bir oyuna katılamaz haldeydim. Düşünün şimdi saklambaç oynuyorsunuz, bir şekilde saklanacağınız yere ulaştınız, bakıyorsunuz ki ebe kaleden uzaklaşmış koşup sobe diye bağıracaksınız. Hadi mümkün mü etrafta onca kedi köpek varken bunu yapmak? Kaleye yaklaşacağıma ben hep uzaklaşıyorum çünkü her an her yerde bu ufak yaratıklardan var.
Daha vahimi, okula gideceğim, servis gelmiş koşup servise binmeliyim değil mi? Apartmanın sokak kapısında kedi yatıyor ben nasıl çıkacağım dışarı? Çıkamıyorum ki bir türlü, zavallı soğuktan üşümüş ben kapıyı açınca içeri girmek istiyor ama ben sanıyorum ki bana saldıracak. Servis kaçar, Yasemin yukarı eve çıkar, babası da kızını okula bırakır.
Bir zaman sonra tüm mahalle çocukları benle alay etmeye başladı. Hadi bir gün cesaretimi toplayıp, daha minicik olan belki 1 aylık yavru kediyi aldım kucağıma. Eyvah ki ne eyvah kafayı çevirmemle karşımda babam durmuyor mu... Yasemin zaten zar zor kucağına aldığı kediyi, gene kıvrana kıvrana yere bırakır, babasıyla eve girer bir saat bu kediden kendisine geçebilecek mikroplar hakkında ve bu kedi tarafından nasıl tırmalanabileceği hakkında uzun bir nutuk dinler.İşte tüm çocukluğum bu ve bunun gibi sokak, ev fark etmez tüm hayvanlardan uzak durulmalı şeklindeki deneyimlerimle geçti.
Şimdi bu yazıyı okuyan ve beni tanıyan herkes muhtemelen şaşırdı çünkü aslında ben hangi hayvanı görsem atlayıp boynuna sarılan biriyimdir. Peki bu değişim nasıl oldu? Detayına çok girmeyeceğim daha doğrusu başka bir zaman anlatacağım ama kısaca 16 yaşında annemi kaybettim. Babam da bu durumda kardeşimi götürdüğü pedagogdan eve hayvan alması yönünde bir tavsiye almış. Bizim evimize ilk defa yavru bir köpek girdi ve adı da Dük oldu. (resmini aşağıda paylaşıyorum, gerçi pek yavruluk dönemi değil ama idare edin :))
Dük'ün maceraları da başka bir yazıya artık ama ben bu kadar satırı neden yazdım diye merak edenlere hemen açıklayayım. Dük bize tüm hayvanların ne kadar masum olduğunu öğretti. Onlar ancak siz kötülük yaparsanız size karşılık verirler çünkü kendilerini korumak zorundalar. Bu nedenle ben de oğluma özellikle sokağa çıktığımızda tüm kedi, köpek ve kuşları gösterip önce adlarını sonra da cici olduklarını söylüyorum. Bizim yanımıza gelen bir köpekten Bartu hiç korkmuyor, cici cici diye çığlık atıyor ve elini uzatıyor.
Korkan insanlar için bu canlılara yaklaşmak kolay değil biliyorum ama lütfen çocuklarınıza bu kötülüğü yapmayın çünkü insanlar yaşayan her varlığı sevdikleri taktirde mutlu olabilirler....
Yasemin (Bartu'nun annesi)
not: Dük 2008 yılında maalesef öldü, ama ben O'nu hala çok özlüyorum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız için teşekkür ederim
Yasemin