10 Mart 2014 Pazartesi

Kaçkar Zirve Tatili Bölüm 2 / Zirvede Yusuf Yusuf


Kaçkar Türkiye'nin en yüksek 2. zirvesine sahip, tam 3.937 metre (63 metrecik daha uzun olamamış...) ama ben tabii ufak bir yuvarlama yapıp, insanlara Kaçkar zirveye 4.000 metrede tırmandık diye havamı atıyorum. Üstelik birazdan anlatacağım perişanlıklara rağmen de zirveden indiğim zaman sanki yüz yıllık dağcıymışım havasına bürünüp hindi gibi kabarmıştım :) Bir Nasuh, bir de ben yani o kadar havaya girmiştim.....


Zirve tırmanışına Dilberdüzü yaylasında bir gece çadırda yattıktan sonra başladık, pardon gece mece yatmadık saat akşam üzeri 6'da çadıra çekilip sabahın 2.30'unda yola koyulduk. Gece zifiri karanlık, abartmıyorum en az 70 derecelik bir yokuş, tırman Allah tırman, zaten adı da Eşek Osurtan Yokuşu... Önümüzü görmek için fener yakmayı başarırsak karşımızda koca gözleriyle bize bakan ve senin ne işin var ey şehirli diyen eşeklerle karşılaşıyorduk. Yalnız işin güzelliği şu; zifiri karanlık olduğu için tırmandığımız mesafeyi anlayana kadar hoop diye tepeye vardık. (Tabii bu tepe kaçkar zirve falan değil, oraya varmaya yaklaşık 7-8 saat var daha :))

Aslında tempolu ve sakin bir şekilde grubun kurallarına uyarak yürüyünce hiç bir yorgunluk belirtisi göstermedik ama tabii belli bir süreden sonra beynim bacaklarıma hükmünü kaybetti. Hele yokuş aşağı yürüyüşlerde durmak istesem de sanki kurulmuş bebekler gibi boş adımlar atarak yalpalaya yalpalaya yürümeye devam ettim. Gerçekten beyniniz dur komutunu veriyor ama bacak anlayamıyor....

Sonuçta 8 saate yakın yürüdük sırf zirveye varmak için, 6 saatte varanlar da varmış ama bizim potansiyel ancak bu kadardı. Ben yolda, hayatımda hiç hissetmediğim bir yükseklik korkum olduğunu öğrendim, bu demek oluyor ki gidiş dönüş toplam 17 saat süren tırmanışta ayılıp ayılıp bayıldım.... Zaten yanımda kim var kim yoksa hepsine sarılıp helalleşmişliğim vardır. Zirveye 50 metre kala da akut sendrom dedikleri zırıl zırıl ağlama moduna geçtim, haydi hemen 10 metre aşağı indirildim (10 metreyi inmek 1 dakika çıkmak 10 dakika) bir de ağzıma çikolata tıktılar...

Zirveye vardığımızda ise oturup da şöyle bir aşağı bakınca durumun vahametini anlayabildim; düşünün bir, taş yığınları alabildiğine iniyor ve siz bir düşseniz vallahi parçanızı bulamazlar. Yani tepede yusuf yusuf diye tabir ettiğimiz bir duygu seli yaşıyorsunuz. Kendi adıma söyleyeyim benim şahsen; bu tepede ne arıyorum , telefonlar çekiyor mu, jandarmadan iniş için yardım istesek helikopter gönderir mi ve hatta buradan sağlam inersem tüm ailemi tek tek arayıp seni seviyorum diyeceğim... gibi herkesle paylaştığım düşüncelerim oldu.

Sonuç, fotoda gördüğünüz gibi zirveye tırmanmanın gururunu yaşayan ama aslında 3,5 vaziyetteki ben ve sevgili kocam :) Şaka bir yana, hem harika bir tatil geçirdik hem de harika dostlar edindik. Bir de kurtlu sulardan içtiğim için dudağım arap dudağı gibi şişti 2 haftada da ancak indi. Bir daha mı? Tabii gideceğiz ama önce Bartu'nun biraz büyümesi lazım...

Sevgiler,
Yasemin (Bartu'nun annesi)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için teşekkür ederim

Yasemin